Ankara Dükalığında konu "Atatürk" olunca akla hayale gelmedik olayları gözlemleyebilmek mümkündür. Ama herhalde bu sahada "medyum" Necla Çarpan'ın yaptıkları, sadece Türkiye'de değil dünyada eşi zor görülebilecek türdendi.
Çarpan, "Mesaj veriyor - Öte alemden Atatürk sesleniyor bize" ismini verdiği bir kitapta, Mustafa Kemal'in "öte alem"den "kendisine seslendiğini" anlatıyordu! İlk bakışta; bir devlet büyüğüne karşı duyulan aşırı sevginin, saygının, o insanın kafasında mistik ve irasyonel bir karşılık bulduğu, sözkonusu "kitabının" da, bu ruhi karışıklığın bir tezahürü olduğu düşünülebilirdi. Burada düşünülemeyecek olan ise bir ülkenin Cumhurbaşkanı'ndan MİT Müşteşarı'na, Başbakanından Milli Eğitim Bakanı'na, Genelkurmay Başkanı'ndan Hava Kuvvetleri Komutanı'na kadar bir dizi zevatın , böyle bir kadının iddialarını ciddiye alıp, ona randevular verip, dinlemeleri, kitabın devletçe toplu olarak satın alınması için bulundukları makamın imkanlarını kullanmalarıydı! Evet, inanolması güç ama Necla Çarpan, normal şartlarda ruh hekimlerini ilgilendirecek -ki bir ara ilgilendirmişti de- bir konuda, 1959'dan 1980'e kadar, belirli aralıklarla devletin üst düzey yöneticileriyle birebir görüşmeler yapmış, kitabın satın alınması için resmi kuruluşlar genelgeler yayınlanmış, yazılar yazmıştı.
Necla Çarpan kitabında, Atatürk'ün mesajlarını kendisine "el yazısıyla" ulaştırdığını ve kendisinden bu mesajları kitap haline getirerek, "Cumhurbaşkanlığına, Genelkurmaya, bakanlıklara" götürmesini, "Mutlaka işaret ettiğimiz yerelere ver, gelecekten haberleri olsun" sözleriyle emrettiğini anlatıyordu. "Atatürk'le gerçekleştirdiği bir diyaloğun" başlangıç bölümünü ise şu satırlarla anlatıyordu: "Merhaba Kumandanım / Merhaba evet insanoğlu (...) Ben, Mustafa Kemal olarak kader ilminden sesleniyorum ve diyorum ki , çocuk kitaplarımızı çocukların ellerine vererek, sevgiyi aşılamalıyız." Atatürk, mesajlarında bazen o kadar ayrıntıya giriyordu ki, "hela ve hamam temizliği, su ihtiyacı için kuyu açılması, güneş enerjisinden faydanılması" gibi konularda bile ikazlarda bulunuyor, emirler veriyordu. Çarpan, Atatürk'le konuşmalarında ona dert de yanıyordu. "Atatürk, kitabıma ilahi nutuk dememe takıyorlar, beni çok üzüyorlar, ne yapayım?" diyen Çarpan'ı, "Atatürk teselli ediyordu": "İlahi nutuk değil miymiş ki! Sen aldırma."
Necla Çarpan birgün de, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'e, Atatürk'ün verilmesini istediği dış politika mesajını, onun ABD'ye gideceği gün kendisine iletmişti. Kitapta anlatıldığına göre, Atatürk, Kıbrıs Harekatı nedeniyle ABD'nin uygulayacağı ambargoyu çok önceden Çarpan'a anlatmış ve devletin önlem almasını istemişti. Atatürk, zaman zaman el yazılarının "asıllarını" da Çarpan'a gönderiyordu! Örneğin dünya milletlerine gönderdiği mesajında böyle yapmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, geleneksel dış politikaya aykırı bir beyanat veriyor, "Atatürk bunun üzerine Çarpan vasıtasıyla mesajını iletiyor", Çarpan bunu Cumhurbaşkanının yaverine ulaştırıyor, bir süre sonra da Korutürk'ün, ikazlar için kaleme aldığı bir teşekkür mektubu Çarpan'a postalanıyordu.Dönemin MİT Başkanı Fuat Doğu ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Kemallettin Gökakın'ın, "Dün gece Atatürk'le konuştum, komünist milis kuvvetleri kuruluyor, önlem alın" diyen Çarpan'ı karşılarına alıp, ciddi ciddi dinlemeleri ise devlet katmanlarında, "Atatürk'lü girişimler"in nasıl bir etki uyandırdığının tipik bir göstergesiydi.
Necla Çarpan, o günlerde öylesine bir rüzgarı arkasına alıyordu ki, bu rüzgardan, her fırsatta Atatürk'ün düşüncelerine önem verdiklerini anlatmaktan zevk alan komşu ülke İran'ın yöneticileri Pehlevi ailesi de etkileniyordu.İran Şahı Rıza Pehlevi'nin eşi Şahbanu İran Kültür Bakanlığı vasıtasıyla Necla Çarpan'ı İran'a davet ediyor, bir ay süreyle de lüks otellerde ağırlıyordu.Şahbanu ayrıca "öte alemden Atatürk sesleniyor bize" kitabından bir miktar satın alıp, farsçaya çevirtmişti.
Çarpan'ın kitabı; belki çok abartılı ancak onun ve karşısındaki "bürokratik akıl"ın durumunu ortaya koyması bakımından da çok öğretici, ibretlik bir çalışmaydı. Sayfalar boyunca, bir sürü değerlendirmede bulunan Çarpan, sonunda lafı "kitabın satın alınması" noktasına getiriyor, yıllarca resmi, özel iş yerlerini, bütün yurdu, bütün resmi ve özel banka genel müdürlüklerini, sendikaları ziyaret ettiğini, dilekçeler yazdığını, kitabına ilgi gösterilmesini istediğini anlatıyordu. Necla Çarpan bununla da kalmamış ve kitabın satın alınmasıyla ilgili olarak "Atatürk'ün verdiği talimat"tan da bahsetmişti. Çarpan'ın iddiasına göre, Atatürk bir mektup yazmasını ve bu mektubu devletin üst düzey görevlilerine ulaştırmasını istemişti. "10 Kasım 1938'de vefat eden Atatürk, 13 Ağustos 1979 tarihli bu mektubunda şunları söylemekteydi:
"Yıllardan beri manevi emirleri basıp dağıtmaya çalıştım. Ancak durum kötüye gitmektedir. Çünkü mesaj her tarafa ulaşmıyor. Maddi ve manevi bütün imkanlarımızı seferber ederek, süratle yatırımlarınızı yapmanızı rica ediyorum. İmkanlarınız ne ise seferber ediniz. Eserlerimiz her eve girmleli. (...) Bu kurtuluşu temin için sırf para bekleyen psikolojik gıda olan eserler patlama halinde bekliyor. (...) Hakikat aleminin bildirisi o dur ki, bu kadar büyük bir yayın işini yürütebilmek için elbette ki, bir teşkilat kurmak ve zahiri çalışacak işlerde elemanları üstlemek lazım. Şirket statüsünde belirttiğimiz gibi, fizibilite raporundaki gibi bilinçli insanlarla, yardımcı elemanlarla. Bu da ancak tam fizibilitesine uygun bir sermaye istemektedir. (...) Şimdi hepinizi süratle hizmete davet ediyorum. (...) Bu ruh açlığını giderecek son çare o eserleri bastırıp, gönüllere ulaştırmak. (...) Süratle maddi imkanlarınızı seferber ediniz ve ettiriniz lütfen. Evet, bunu yazar gönderirsin"
Çarpan, kitabında, Atatürk'ü adeta bir koordinatör gibi tasvir ediyor ve 10 Nisan 1972'de "verdiği emirleri" de şöyle sıralıyordu: "TRT'de Musa Öğün'le konuş, seninle bir röportaj yapsınlar. Sanayi ve Ticaret Bakanı Mesu Erez'le konuş. Ticaret odalarına senin kitaplarını aldırsın. Seni Maliye ve Milli Eğitim Bakanları ile ve MİT Başkanı ile görüştürsün. İçişleri, MGK Genel Sekreteri, Faruk Gürler hepsiyle konuş. Derhal mesajlarımı dağıtsınlar. Senato Başkanı Tekin Arıburun'la görüş, Cumhurbaşkanına anlatsın; cezaevleriyle, jandarmayla işbirliği yapıp dağıtsınlar."
Çarpan, geçmiş yıllarda da, kitabının devlet tarafından satın alınması konusunda çok yüksek seviyelerde görüşmeler yapmıştı.Mesela 22 Şubat 1963'te dönemin tek adamı, darbenin lideri Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'la görüşmüştü.Çarpan, kitabında bu görüşme öncesine ilişkin olarak, "Öte Alemden Atatyürk Sesleniyor Bize"de yeralan mesajların benzerlerini ihtiva eden "Bursa" isimli kitabından Genelkurmay'In ne kadar alabileceğini öğrenmeyi amaçladığını yazıyordu.
Tabii, "mesaj Atatürk'ten gelince" devletlular da, bu mesajın gereklerini yerine getiriyorlardı. Sanayi Bakanı Erez, Çarpan'ı kabul ediyor, yanından Milli Eğitim Bakanını arıyor, görüşmesini sağlıyor, ardından MİT Başkanı'na da gidiyor.MİT Başkanı, " Bu eserler çok faydalı sizde kalamaz" diyerek kitaplardan alım yapıyordu.Senato Başkanı Kemal Arıburnu'yla da görüşen Çarpan, onun tavassutuyla "Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'u da ziyaret ediyordu. Çarpan'ın resmi makam turu Cezaevleri Genel Müdürü, Jandarma Genel Komutanı'nıda içinde alıyordu. Çarpan birara da, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve o zamanki adıyla Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etmişti.
Necla Çarpan, kamu görevlilerinin Atatürkle ilgili tutumlarındaki aşırı hassasiyetleri kullanarak "Atatürk Ritüeli" etrafında dönen çıkar çarkının nasıl ustalıkla işletilebileceğini göstermesi bakımından çok anlamlı bir örnekti. Bu örneğin çarpıcılığı, normalde Atatürkçü çizgide olan kimi yazarları bile isyan ettirmişti. Merhum Örsan Öymen 1 Ocak 1976 tarihli Milliyetteki yazısında, "Ruh geldiysen görün" başlığıyla Çarpan'nın mesajlarından alayla bahsetmekteydi:
"Ben, Atatürk'le konuştuğunu ileri süren bu hanımefendiyle sosyal şizofreni dalının uğraşması gerekli diye düşünmüşi ve gülüp geçmiştim. Meğer tanımıyormuşum. Yine de tanımıyorum ama tanıyanlar var."
Çarpan Devletin resmi ajansında haber konusu da olacaktı. Üstelik Anadolu Ajansı da Çarpan'ın "Atatürk'le konuştuğunu" kabul etmekteydi. Anadolu Ajansı'nın 10 Kasım 1968 tarihli servisinde, "Kurtarıcı ve kurucu Kemal Atatürk'ün ruhu ile temasta bulunduğu ilmen sabit görülen bayan medyum Necla Çarpan, Atatürk'ten yeni bir tebliğ almıştır" satırlarıyla abonelerine bir haber geçmişti.Kitabında birbirinden garip iddialarda bulunan Çarpan, Sıkıyönetim Komutanı Celal Madanoğlu döneminde kısa bir süre hapis yatıp, 3 ay tıbbi müşahade altına alınmıştı.Çarpan, bu günleri anlatırken, "Her ne kadar mahkemede manevi mesajlar alıyorum desem de, ilk anda meram anlatmak zor oluyordu" demekteydi. Sonuçta üst düzey devlet görevlileri, akli dengesiyle ilgili olarak resmen müşahade altında tutulan birisini, yıllar sonra Çankaya Köşküne kabul edecek, kitaplarının satın alınmasını temin edecek kadar ciddiye almışlardı.Çünkü, söz konusu olan Atatürk'le ilgili bir çalışmaydı. Necla Çarpan'ın akli melekelerine ilişkin olarak Adli Tıp'ın verdiği rapor ise gerektiğinde tıp ilminin de Atatürk'le ilgili bir konuda nasıl kendini kaybedebileceğini gösteriyordu. Çünkü doktorlar raporda özetle, "Demek ki Cenab-ı Hak isterse, bir insandan diğerlerini dinletebiliyormuş, kaderi bildiriyormuş" görüşünü dile getirmişlerdi. Çarpan, "doktorlarım manevi tecellilerle ikna olmuşlardı. Bu rapor benim manevi diplomamdı" diye yazmıştı. *1
Not: Çarpan ayrıca; Mevlana Celaleddin Rumi'nin de, "Yeni Mesneviler"i kendisine öte alemden yazdırdığını belirtiyor ve bu isimle hazırladığı kitapların Genelkurmay, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından satın alındığını söylüyordu.